a

Facebook

Twitter

Copyright 2018 Avukat Hakan Orhan
Trabzon Barosu Avukatı
Tüm Hakları Saklıdır

İnönü Cad. Avukatlar İşhanı No:97 Ortahisar-Trabzon

0 462 230 66 74

 
 > Köşe Yazıları  > Türkiye’nin Gücü

Türkiye’nin Gücü

YAZDIR

41 ABD eyaleti, üye olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği’nin bazı üyeleri de dahil olmak üzere 23 ülke ve 7 uluslararası kuruluş 1915 olaylarını “Ermeni Soykırımı” olarak tanıyor. 2001 yılında soykırımı tanıyan Fransa şimdi de sözde soykırımı suç sayan yasa hazırlığı içinde.

Fransa Meclisi, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddinin suç sayılmasını öngören bir yasa teklifini 2006 yılında da onaylamış, Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, bu teklifin senatoya gelmesini engellediği için teklif yasalaşmamıştı.

Fransa’dan sonra İsviçre de 2003’de sözde Ermeni soykırımını tanıyan bir tasarıyı kabul ederek “Ermeni Soykırımı”nı resmen tanımıştı. Aynı İsviçre 2005 yılında ise Ermeni olaylarının soykırımı inkar edenlere ceza öngören yasayı kabul etmişti.

Türkiye İsviçre’nin kararını bir nota ile protesto edip “kararı şiddetle kınadığını” açıklamıştı ve Türkiye ve Fransa arasındaki diplomatik ilişkiler sarsılmıştı.

Her yıl 24 Nisan tarihinde sözde Ermeni soykırımını anma günü nedeniyle ABD başkanlarının Ermenilere hitaben yaptığı konuşmayı merakla bekliyor, “soykırım” kelimesini kullanmadıkları takdirde ulusal sevinç yaşıyoruz.

Yaklaşık 15 gün önce Fransa’nın “soykırımı inkâr edene cezai yaptırım” öngören yasa girişimi nedeniyle ülke olarak bazı tepkiler gösterdik. Bu reaksiyonlarımız maalesef sadece tepki olarak kalacak, hiçbir yaptırımımız olamayacak. Daha önce 23 ülkenin, ABD eyaletlerinin ve uluslararası kuruluşların sözde soykırımı tanıdığında olduğu gibi. Fransa’nın ulusal çıkarları bu tasarının yasalaşmasını gerektiriyorsa yasalaşacak, aksi takdirde sadece bir girişim olarak kalacaktır.

Türkiye’nin uluslararası arenada hiçbir yaptırım gücü yok. Çok partili hayata geçişten günümüze kadar iç siyasette yaşanan kısır çekişmelere, uygulanan günlük politikalara devam ettiğimiz, egemen güçlerin senaryosunu yazdığı uzun metrajlı filmlerde ülkemize verilen figüran rollerine razı olduğumuz sürece o gücü asla bulamayacağız.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtından sonra, teröristbaşı Abdullah Öcalan’ı beslediği için zavallı Suriye’ye yaptığımız baskı dışında bir başarımızı hatırlamıyorum. O baskının da fitilini siyaset değil, sınırda konuşma yapan bir general ateşlemişti.

Dünya siyasetine güçlü ülkelerin çıkarları yön veriyor. “One minute” politikaları, 3.dünya ülkeleri ile yapılan vize muafiyeti anlaşmaları bizi bu ortamda güçlü kılmıyor.

Dışarıda güçlü olmanın yolu içeride güçlü olmaktan geçiyor. Cari açıktan, dış borç yükünden kurtulmak gerekiyor. Tarımda, hayvancılıkta, sanayide, madencilikte kısaca üretime dayalı her alanda atılım yapmaktan geçiyor.

Türkiye gibi bir ülkenin tarım ürünü ve canlı hayvan ithal etmesi utanç verici bir durumdur. Her türlü kaynağı topraklarında bulunan bir ülkenin bunları değerlendiremeyerek ithalat yoluna gitmesi, uygulanan politikaların yanlışlığının açık göstergesidir. 10 yıl önceki Brezilya ile bugünkü Brezilyanın karşılaştırmasını yapmak bile bizim için bir ders olacaktır.

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de dünyaya egemen olan güçler sürekli olarak ülkemizin başına çorap örmekle meşgul. Savaş yolu ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna engel olamayan bu güçler artık farklı yollar deniyorlar. Arap dünyasının liderliğine oynadığımızı sandığımız anda Fransa hemen soykırım kartını devreye sokuyor.

Son zamanlardaki söylentilere göre Avrupa batıyormuş, ekonomileri çöküyormuş. Dünya siyasetinde hiçbir rolleri olmayan Yunanistan ve Portekiz gibi birkaç ülkenin ekonomik zorluk içinde olduğu doğrudur. Ama Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülkelerin ekonomisinin çökeceğini hiç kimse söyleyemez.

Avrupa Birliği ülkeleri şu anda bir geçiş süreci yaşamaktadır. Bu süreç, hayal satan spekülatif piyasalardan, gerçek ekonomik enstrümanlara geçişin yarattığı kısa süreli bir daralmadır. Hava ve çevre kirliliği yaratan üretime dayalı sanayiyi terk edip montaja dayalı sanayiyi tercih etmiş olmalarının sıkıntısını yaşamaktadırlar.

Ekonomik sıkıntılarını aşmak için yeni kaynaklar arayan ABD ve Avrupa ülkelerinin askeri işgallere dayanan sömürgeci politikaları Irak’ta iflas edince yeni politikalar üretmeye başlamışlardır.

Adına Arap Baharı denen, zengin petrol kaynaklarına sahip Arap Ülkelerine sözde demokrasi getirme hareketi, yeni sömürgeler arayan ABD ve Avrupa Ülkelerinin yeni projesidir. Bu projede de Türkiye’ye bazı taşeronluklar verilmektedir. Fransa bu projede başrol oynayan ülkelerden birisidir. Ülkesinin kaynaklarını peşkeş çekmeyen Kaddafi, kışkırtılan muhaliflerle çatışırken NATO’dan önce Libya’ya giren Fransız savaş uçaklarıdır. Muhaliflerle en önemli petrol anlaşmasını yapan da yine Fransa’dır.

Hiçbir ekonomik kaynağı olmayan orta ve kuzey Afrika’daki kabile devletlerinde yıllardır iç savaşlar yaşanır ama ABD ve Avrupa’nın demokrasisi nedense hiçbir zaman oralara uğramaz. ABD ve Avrupa’nın demokrasisi kendi halkı içindir. Uluslararası çıkarları söz konusu olduğunda barbarlıkta sınır tanımazlar.

Türk’ün görevi bu barbarlığa karşı durabilmek için politikalar üretmek, güçlü olmaktır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı gibi.

0 Paylaşımlar